Menü Schließen

1 Haziran 2026

Bırakmak – oluruna, rüzgâr olmak için rüzgâra.

1 Haziran 2026

Bir yerde okudum, biri yazmış: oluruna bırakanlar, gizlice kin tutarlar diye. Ama bu bir çelişki değil mi? Kin besleniyorsa içten içe, oluruna bırakılamamış demektir.
Oluruna bırakan kişi pekâla umursayabilir, fakat bununla birlikte bir kabul hâlindedir artık.

30 Mayıs 2026

Kuşlar hakkında bir şeyler okurken, kumruların değişimi sevmediklerini öğrendim. Onlar için değişim ciddi bir stres kaynağı olabiliyormuş; bu yüzden alıştıkları çevreden kolay kolay kopmuyor, eşlerine de bir ömür bağlı kalıyorlarmış.
İçimden "ben kumrugillerdenim" demek geldi.

25 Mayıs 2026

Penceremin yakınında, evin yüksekçe bir yerinde bir çift kumru yaklaşık iki aydır yuva yapmaya çalışıyor. Evet, iki aydır, zira seçtikleri yer oldukça uygunsuz: küçücük bir beton çıkıntının üstü. Hâliyle oraya getirdikleri dalların hepsi her seferinde aşağı düşüyor. Yine de vazgeçmiyorlar. Kaldı ki oturduğum evin etrafı ağaçlarla sarılı, yani yuva yapmak için çok daha elverişli yerler var. Nedir bu gönüllü eziyet, sayın kuşlar? Yuvanızı bir ağacın dalında yapmaya karar verseniz – evet, bir iki günde bitmiş olurdu.

Onların bu yorulmak bilmeyen gayretini, bu küçücük kaderi kendime dert edindim, bir katkım olsun düşüncesiyle kuş yemi sipariş ettim ve temiz suyla birlikte penceremin önüne koyuyorum; yoruluyorlar zira, güç toplamaları gerek. Belki de sürekli onları izlediğimden, henüz yanaşmıyorlar pencereme. O yüzden biraz kenara çekilmekte fayda olabilir. Sizi unuttuğumu sanmayın, sevgili çok sevgili kumrular. Suyunuzu ve yeminizi her gün görünmeden tazeleyeceğim. Yalnız bu beton sevdanızdan vazgeçmelisiniz.

23 Mayıs 2026

Yanılabileceğimizi hesaba katmalıyız elbette, ama yanılma ihtimalini sürekli tartıp durmak bizi felç eder. Yeri geldiğinde harekete geçmeyi göze almalıyız.

21 Mayıs 2026

Derinleştin, yükseklere doğru büyüdün: şimdi göğe mi karıştığını, yoksa dünyadan mı düştüğünü tam olarak ayırt edemiyorsun.

20 Mayıs 2026

İnsan, saf hakikatin içinde hiçbir zaman duramayacağı için, aldanmanın dışında da asla konumlanamaz.

17 Mayıs 2026

Hiçbir alanın uzmanı değilim. Sadece bu bitimsiz ama sancılı düşüncelere ve onlara eşlik eden bu engin ama nemli duygulara sahibim.

13 Mayıs 2026

Hayat, içimde bir şeyleri sürekli yerinden oynatıyor. Bu tepkisiz kalamayışım - bunun yoruculuğunu inkâr edemesem de - beni birçok olumsuzluktan koruyor.

7 Mayıs 2026

Kuşlar ve onlara yuva olan ağaçlar – ne güzel bir gerçeklik.

5 Mayıs 2026

Bunca kitap, makale, yazı; - çeşit çeşit görüşler, fikirler, teoriler. Bunlara yetişmeye çalışırken zihnen yoruldum – ve kendi sesime uzak düştüğümü fark ettim.

3 Mayıs 2026

Rüzgar, bulutları sürükledi; bulutlar göğün yüzünü değiştirdi, birdenbire her şey başka bir şekil aldı, alışagelen askıya alındı, yer ve gök hüznüme hitaben hizalandı.

1 Mayıs 2026

Modern bilim, evrenin gizemini çözemedi, onun neden var olduğunu açıklayamadı; yalnızca evrenin içinde “olup bitenlerin” nasıl işlediğini gösterdi: ölçtü, hesapladı, sınıflandırdı, deneyledi, modelledi. Ama “Neden hiçbir şey değil de bir şey var?” sorusuna, yani o en temel soruya, cevap bulamadı. Böyle bir gâyesi de hiç olmadı aslında. Nihayetinde bilim, varlığın niçin var olduğuna değil, var olanların nasıl işlediğine bakar; varlığın kendisiyle ilgilenmez, onu zaten verilmiş sayar.
Peki buna rağmen bilim neden hakikatin tek taşıyıcısı ilan edilir?

Modern bilim, özellikle teknolojide ve tıpta elde ettiği başarılarla, ölçülebilir olanın daha gerçek, kanıtlanabilir olanın daha hakiki, işe yarayanın daha değerli olduğu anlayışını besledi.
Bu anlayış, kapitalizmle oldukça uyumludur – öyle ki bugün bilim ile kapitalizm iç içedir: kapitalizm bilimi fonlar; bilim de bu finansman ilişkisi içinde sermayenin hizmetine girer.
Felsefenin gözden düşmesi, bu sürecin doğrudan bir ürünüdür.

Önceki sorumuza tekrar dönelim: bilim neden hakikatin tek taşıyıcısı ilan edilir? Çünkü bilim 'işe yarar': hastalıkları tedavi eder, atomu parçalar, uzaya araç gönderir.
Aslında bilim, hakikatin tek taşıyıcısı olduğu için değil; modern çağ hakikati ölçülebilirlik, kanıtlanabilirlik ve işe yararlık üzerinden tanımladığı için böyle ilan edilir.
Bugünün dünyasında hakiki olan, işe yarayandır. Fakat bu bir indirgemedir; pragmatist-pozitivist bir hakikat anlayışıdır. Sırf işimize yarıyor diye, bilim, neden hakikatin temsilcisi olsun? Bu her şeyden önce bencil bir dünya görüşüdür.

Elbette şunu da göz önünde bulundurmak gerek: hakikat huzursuz edici ve belirsizlikle doludur; o yüzden kaçınır insan hakikatten, – ve daha da vahimi: onu rahatlatan, ona fayda sağlayan şeyi hakikat sayar. Ve bilim, gördüğümüz üzere, fayda sağlayandır.
Fakat böyle bir anlayış, başkalarını da aynı ölçütle değerlendirir: faydaları, yani işe yararlılıkları üzerinden. Bu, insanı kendisinden ve kendi doğasına yabancılaştırmaz mı? Ve faydacılık, bu bakımdan, bir aldanma şekli değil midir? O hâlde mesele, aldanıp aldanmamak değil; aldanışın niteliğidir. Belki de asıl önemli olan, doğru şekilde aldanabilmektir hayata.

1 Mart 2026

Şiir, belirsizliğin yarattığı tedirginliği hemen dağıtmaz, sarsıntının dönüştürücü imkânını açık bırakır. Her türlü çerçevenin dışında durarak anlamı sıcak tutar, demler, derinleştirir.
Şiir olmalı: açıklamasın, açılsın diye insan.

27 Şubat 2026

Sıradan insanlar olarak savaşları önleyecek güce sahip olmadığımızı kabul etmek bizi çaresiz bırakabilir. Elimizden bir şey gelmez. Kınasak dahi vicdan rahatlamaz. Ama neticede her birimiz bu vahşi çağın tanıklarıyız - ve tanıklığın en temel yükü, görülen şeyi yok saymamaktır. Uluslararası hukuku çiğneyen ve insanlığı ayaklar altına alan her türlü kötülüğe hiçbir zaman alışılmamalı.

2 Şubat 2026

Oturmaz bazen, bükülür durur kelimeler. Ne tam içerdedirler, ne tam dışarda, ayakta kalır bazen kelimeler.

20 Ocak 2026

Sanatçı, var ederken bağımsız hareket eden bir varoluş biçimini ortaya koyar. Bir sistemin temsilcisi değildir - hele ki bir reklam yüzü hiç değildir.

Ne var ki bu anlayışla bir bağ taşımayanların sanatçı olarak meşruiyet kazanmasına tanık oluyoruz. Bu kullanışlı yüzler için sanatçı sözcüğünün kabul görmesi, biz hassas kulaklarda rahatsız edici bir çınlama yarattığından, doğru tanımlamayı önermeliyiz: 'kamusal figürler'.

15 Ocak 2026

Beş yüz yaşındayım ve etkileniyorum hâlâ ve hunharca!

24 Kasım 2025

Bireysellik fikri, Aydınlanma Çağı‘nda özgürleştirici bir atılımdı. Fakat modern kapitalizm bu özgürlük vaadini büktü ve kendi işleyişi için biçimlendirdi.
Bugün bireysellik çağrısı yapıldığında, gerçekte söylenen şudur: "Birey ol, kendin ol – ama sermaye düzeninin çizdiği sınırlar içinde!"

21 Kasım 2025

Kutsal ve dokunulmaz şeyler vardır, ne var ki kapitalizm böyle bir alan bırakmaz, her şeyi ticaretleştirmek, ürün hâline getirmek ister, – bunun için her şey mübahtır: artık ağaç da ezilir, insan da; kâr odaklı bir faydacılık anlayışının egemen olduğu böylesi bir düzende, hırs da arsızlaşır, utanma duygusu da körelir.
Birçok adaletsizliğin ve yıkımın arkasında bu sermaye merkezli zihniyet yatar.

15 Kasım 2025

"Evrende yaşamın ortaya çıkışı kader mi, yoksa bir tesadüf eseri mi?" sorusu ikili bir mantığa dayanıyor ve temelde yatan yalın bir düzlemi gözden kaçırıyor.
Önemli olan, yaşamın tesadüf mü yoksa ilahi bir yazgının sonucu mu olduğu sorusuna bir cevap bulmak değildir; evrenin, yaşamı mümkün kılan koşulları kendi içinde taşıyor oluşu zaten kendi başına çarpıcı bir özellik değil mi?
Dolayısıyla evren, yapısı gereği, yaşamın ortaya çıkmasına 'izin' verir, olanak sağlar: zaman ve mekânı, madde ve elementleriyle - kısacası, yaşamı mümkün kılan doğa yasalarıyla.
Bu yaşam-olasılığı, evrenin içkin bir parçasıdır ve bu mümkünlüğün kendisi başlı başına ontolojik bir vurgudur ve aşkın bir varoluş gücüne işaret eder.

12 Kasım 2025

Sayısız kez ortaya çıkan yaşam, bize alışıldık bir gerçeklik gibi görünmeye başlar. Tekrar, mucizeyi olağanlaştırır.

10 Kasım 2025

Ne ağır senin varlığın, kaygı! Farkındalığımın ve farkında olduklarımı kabullenemeyişimin dışavurumusun. Bu yüzden her şeyden önce bir öğreticisin, ama acımasız bir öğretmensin – en dipte olandan kendini alıkoyamayan gözlerinle, o merhametsiz erdeminle! Ama bilmelisin ki yalnızca erdemli değil, cesur da olmalı insan.

25 Ekim 2025

Varoluşsal kaygıda her şey yalnızca var olduğu için kaygı uyandırır. Sorun artık bir şeyin nasıl olduğu ile ilgili değil, şeylerin var olmasında yatan gerçekliğin kendisindedir.

1 Eylül 2025

Kuşkusuz: apolitik olmamalı insan, yeri geldiğinde tepkisini göstermeli: bir partinin tarafını tutmak ya da bir ideolojinin sözcülüğünü yapmak için değil, her şeyden önce adaletsizliğe karşı sessiz kalamadığı için.

15 Ağustos 2025

Yine bir gün babamla televizyon izliyoruz. Dokuz yaşlarındayım. O zamanlar TRT'nin akşam kuşağında halk müzikleri ve türküler yer alırdı. Babam türkülere eşlik eder, hüzünlenir, gözleri yaşarırdı. Sakınmadan yaşanan bu duygulara çocukluğumda tanık olmak, ruhumu kalıcı olarak etkiledi.

13 Ağustos 2025

İki dil ile büyümenin faydalarını yadsıyamam, yine de yazılarımı hangi dilde yazacağım konusunda sıkça ikilemde kalıyorum. Ne var ki ruhumun büsbütün açığa çıkabilmesi için tek bir dile odaklanmalı, o dilde serpilmeliyim.

23 Temmuz 2025

İnsanoğlu aslında farklıydı da bu çağ, bu şartlar mı onu bu hâle getirdi?
Buna inanmak çok güç.

11 Temmuz 2025

Bizi sınayan bir meseleyi zihnimizde ne kadar aşmış olursak olalım, bedenimiz aynı ritimde hareket etmez. Bir şeyi anlamak (zihin) ile sindirmek (beden) farklıdır.
Bedenin taşıdığı duyguları midemizde, göğsümüzde, boğazımızda doğrudan hissederiz. Zihin çoktan ikna olmuş olabilir, ama beden hâlâ teyakkuzdadır.

16 Hazıran 2025

Elimde kalemle bu kez bilmediğim hangi kapıları aralayacağımı, ruhumun henüz tanımadığım hangi odalarını keşfedeceğimi düşünürken içimde beliren o heyecan!

14 Mayıs 2025

Hayatımda olası değişimler, iyiye de olsa, beni ürkütüyor.
Bir şeyleri geride bırakmak – acı vermiş olsalar bile – içimi burkabiliyor.

10 Mayıs 2025

Gelecek açıktır, geçmiş ise sabit.
Hayatımız önceden yazılmış değildir, ama gerçekleşen her şey, [zorunlu] bir yazgı olarak doğrulanır.

9 Mayıs 2025

Geçmişteki kendimi, bir kaderin iplerine bağlı halde görüyorum.

6 Mayıs 2025

Zaman, geleceğe değil, geçmişe doğru akar: gelecekte bizi bekleyen, [henüz yaşanmamış] geçmişimizdir.

3 Mayıs 2025

Nedir bu "mutlak hakikat" dedikleri? Görünüşün ardında ne gizli olabilir? Daha fazla görünüş mü? Öylesine fazla ki, gerçeklik olsun diye mi?