Menü Schließen

16 Temmuz 2026

Varlığın özü, benden olduğu gibi görülmek istiyor. Bundan haberdarım, çünkü bu istek kendi istencimde bir kip olarak tezahür ediyor. Gelgelelim onun özüne vâkıf olabilmem mümkün değil; onu tam anlamıyla olduğu gibi göremem, kavrayamam. Bu durumda geriye tek bir imkan kalıyor: onun gîzini sayısız bakış açısıyla kuşatmak. Bu bakış açılarından biri de şu olabilir: onu, bilinmezliği ile kabul etmek.

13 Temmuz 2026

Bilim der ki: bu nesne bu şekilde hareket eder, çünkü şu veya bu doğa kanunu işlemektedir.
Peki, ama doğa kanunları neden tam olarak işlediği şekilde işler? Beni asıl ilgilendiren kısım bu. Bilimin ise buna cevabı yok. Pek tabii olamaz da. Doğa, özünü gizler: tanrısal bir reflekstir bu.

12 Temmuz 2026

Sanatçı, bağımsız hareket eden bir varoluş biçimini ortaya koyar; bir sistemin temsilcisi değildir – hele ki bir reklam yüzü hiç değildir.

Ne var ki bu anlayışla hiçbir bağ taşımayanların sanatçı sıfatıyla meşruiyet kazanmasına tanık oluyoruz. Bu kullanışlı yüzlerin sanatçı olarak adlandırılması hassas kulaklılarımızda rahatsız edici bir çınlama yarattığından, onları doğru biçimde adlandırmalıyız. Mesela: birtakım yeteneklere sahip pazarlama figürleri.

8 Temmuz 2026

Geçmişteki kendimi bir kaderin iplerine bağlı halde görüyorum.

7 Temmuz 2026

Hayatımda olası değişimler, iyiye de olsa, beni ürkütüyor.
Bir şeyleri geride bırakmak, acı vermiş olsalar bile, içimi burkabiliyor.

7 Temmuz 2026

Dürüst olduğumuz sürece – en başta kendimize – yol bize kendini gösterir; ve kimimiz için bu yol uçuruma çıkar.

7 Temmuz 2026

Düzeni içselleştirmek, rüyanın bir parçası hâline gelmektir; üstelik oldukça renksiz ve yavan bir rüyanın.

6 Temmuz 2026

Sistemin ürettikleri, ondan faydalananların onayıyla geçerlilik ve nitekim anlam kazanır. Dolayısıyla kapitalist dünyada 'anlam', fayda sağlayandır.

4 Temmuz 2026

Gerçek deliler, bu kapitalist düzenin bayrak taşıyanlarıdır. Hırsla beslenen bu düzen ruhuma her yönüyle aykırı.

2 Temmuz 2026

Geçen hafta sonu burada sıcaklık rekoru kırıldı. Oysa yaşadığım yerde hava sıcaklığı genelde 30 derecenin üzerine pek çıkmaz – çıkmazdı. Üç gün arka arkaya 40 derecenin üzerini gördük. Ve üstelik haziran ayında! Bu, burası için normal bir sıcaklık değil. Nefes almakta gerçekten zorluk yaşadık; annem hasta olduğu için ayrıca ciddi şekilde endişelendim. Burada 30 derecenin üstü nadiren yaşandığından bir klima kültürü de yok; hastanelerde bile yaygın değil. Adeta volkanın içine atılmış gibi oldu herkes. Bine yakın insanın hayatını kaybetmiş olabileceği söyleniyor.

Günlerdir hava durumunu takip etmekten meteoroloji uzmanı oldum. Çiy noktası, oluklar, yüksek basınç alanı, blokaj paterni, ansambl tahminleri, ısı adaları, sonumuz ne olacak, yeni bir omega blokajı geliyor mu, yeniden boku yiyeceğiz mi – gidişatı takip etmekten başka bir şey yapamaz, düşünemez oldum. Lanet olası yıldızlar. Bir daha bana kimse yıldız romantizmi yapmasın. Yıldız dediğin nedir ki? Bir güneş. Güneş dediğin nedir? Devasa bir fırın. Yıldızmış. Hadi abi ya.

23 Haziran 2026

Esas olana derin bir özlem – ve o esas, beşeri olan her şeyin dışında.

23 Haziran 2026

Eğreti duruyordu, ama özgündü. Kime göre eğreti? Paçalarından normallik akan bizlere göre tabii.

20 Haziran 2026

Sartre'a göre yaşamımız ve varoluşumuz anlamsızdır; seçimlerimizle ancak anlam kazandırmaya çalışırız.
Ama bu tam olması gerektiği gibi değil mi? Neden hazırda bulunan bir anlama konmak isteyelim? Ben kendim inşa etmeyeceksem, kendi anlamımı hayal edemeyeceksem, bir düşe aldanamayacaksam, ne içindir ki yaşam? Öte yandan "Ama tam da bu özgürlük bir yüktür" diyor Sartre. Yani diyor ki: "Seçmek zorunda kalmak, anlamı kendin inşa etmek zorunda olmak bir sorumluluktur ve bu sorumluluk bir yüktür". Doğrudur, ama ben bu seçme özgürlüğünü, altında ezildiğim bir yük ya da sorumluluk olarak değil, her şeyden önce bir mucize olarak algılıyorum. Hayatta olmanın bir büyüsü var - ve ne kadar karanlığa batmış olursam olayım, bu büyüyü hissetmekten kendini alıkoyamayan bir şey var içimde.

20 Haziran 2026

Anlamsızlığı taşıyabilmek üzere yola koyulduğumu çok sonradan, uzunca yol aldıktan sonra fark ettim.

Vardığım cevap şu: Hiçbir şeyin nesnel bir anlamı olmayışı bize neden kahır olsun?

Yoksa ben teslim mi oldum? Ama bu teslimiyet beni ferahlatıyor.

7 Haziran 2026

Tiyatro sanatına hayranım. Nasıl bir şey acaba, seyirci önünde, bir tiyatro oyununda oynamak. Ben heyecandan kendimi bile oynayamazdım. Hatanın telafisi yok mesela, sinemadaki gibi değil, her şey tek seferlik ve yüzlerce gözün önünde. İnanılmaz bir disiplin gerektiriyor. Canlandırdığın karakterin varoluşuna büsbütün gömülmelisin. Bana çok uzak bir dünya, ama aşırı ilgimi çekiyor, hatta kendimi bu sıralar sıkça bir tiyatro oyuncusu olarak hayal ediyorum, sahnede buluyorum kendimi, seyirciler beni izlemeye gelmiş, ben ise hiç olmadığım kadar rahat ve özgüvenliyim ve oyunumla herkesi hayran bırakıyorum, sonra biri bana Deniz uyan, baygınlık geçirmişsin, insanlar bilet parasını geri istiyor diye sesleniyor ashdjsahdsad

Şaka bir yana, geçen bir film izledim, adı "Ach diese Lücke, diese entsetzliche Lücke". Yeni çıktı. Başroldeki genç, kardeşini bir trafik kazasında kaybediyor. Bunun üzerine tiyatro oyuncusu olmaya karar veriyor ve içinde taşıdığı o kaybın acısıyla birlikte başka bir şehre gidip orada ülkenin en gözde tiyatro okullarından birine başvuruyor. Giriş sınavında canlandırdığı karakterin acısı kendi acısıyla birleşince o kadar inandırıcı oynuyor ki sınavı geçip okula kabul ediliyor. Oysa çocuğun asıl ihtiyacı tiyatro okulu değil, terapi. Filmde bundan sonra gelişen olaylar o kadar iyi anlatılmış ki, hayran kaldım.

12 Haziran 2026

En üst makamlarda erdemli insanlara niye nadiren rastlarız? Hele ki söz konusu siyasetse.
Erdemli bir duruş, üst mevkilere giden yolda pek karşılık bulmuyor anlaşılan. Aksine sistem, daha çok kendisine sorgusuzca itaat edenleri yükseltiyor.
Köklü değişimlerin hayata geçirilebildiği asıl mecra siyaset olduğu için, sistem özellikle erdemlilerin siyasetin üst kademelerine ulaşmasını engellemeye çalışır.
Kim bu sistem? Başta: büyük sermaye sahipleri ve onlara dalkavukluk eden, kilit mevkilerdeki siyasetçiler. Aralarındaki ilişki karşılıklı çıkara dayanıyor. Bu arkadaşlar hiç isterler mi erdem sahibi birinin yükselip başka bir düzenin, hakkaniyetli bir düzenin mümkün olduğunu göstermesini? Bu ihtimalden bile ödleri kopuyor. Yasakçılık da buradan doğuyor: mevcut düzeni koruma refleksi. Bu korku büyüdükçe, eleştiri dahi tehdit olarak görülüyor.

11 Haziran 2026

Büsbütün ruh olamadığım için, sürekli onun etrafında dolanıyorum. Ve bu iyi bir şey sanırım.

Bu ayrıca demek oluyor ki: ruhumun da bir kütle çekimi var ve ben onun etrafında bir yörünge çiziyorum. Dolayısıyla burada gezegen ben oluyorum; ruhum da, bu manada, benim güneşim!

8 Haziran 2026

Rüyamda, kendimi kuşların olmadığı bir dünyada buldum. Kâbusun böylesi.

7 Haziran 2026

Durağanlaştıkça, “bundan sonrası yok” hissi ortaya çıkabiliyor ve bu da tıkanıklığa yol açıyor.
Daima sonrası olmalı. Sonrasının olması için, kendi yöntemlerimizle ruhu sıcak tutmalı. Sonra yine dinleniriz.

25 Mayıs 2026

Penceremin yakınında, evin yüksekçe bir yerinde bir çift kumru yaklaşık iki aydır yuva yapmaya çalışıyor. Evet, iki aydır, zira seçtikleri yer oldukça uygunsuz: küçücük bir beton çıkıntının üstü. Hâliyle oraya getirdikleri dalların hepsi her seferinde aşağı düşüyor. Onca emek! Yine de vazgeçmiyorlar. Kaldı ki oturduğum evin etrafı ağaçlarla sarılı, yani yuva yapmak için çok daha elverişli yerler var. Nedir bu gönüllü eziyet, sayın kuşlar? Yuvanızı bir ağacın dalında yapmaya karar verseniz – evet, bir iki günde bitmiş olurdu.

Onların bu yorulmak bilmeyen gayretini, bu küçücük kaderi kendime dert edindim, bir katkım olsun düşüncesiyle kuş yemi sipariş ettim ve temiz suyla birlikte penceremin önüne koyuyorum; yoruluyorlar zira, güç toplamaları gerek. Belki de sürekli onları izlediğimden, henüz yanaşmıyorlar pencereme. O yüzden biraz kenara çekilmekte fayda olabilir. Sizi unuttuğumu sanmayın, sevgili çok sevgili kumrular. Suyunuzu ve yeminizi her gün görünmeden tazeleyeceğim. Yalnız bu beton sevdanızdan vazgeçmelisiniz.

23 Mayıs 2026

Yanılabileceğimizi hesaba katmalıyız elbette, ama yanılma ihtimalini sürekli tartıp durmak bizi felç eder. Yeri geldiğinde harekete geçmeyi göze almalıyız.

21 Mayıs 2026

Derinleştin, yükseklere doğru büyüdün: göğe mi karıştığını, yoksa dünyadan mı düştüğünü tam olarak ayırt edemiyorsun.

20 Mayıs 2026

İnsan, salt hakikatin içinde hiçbir zaman duramayacağı için, aldanmanın dışında da asla konumlanamaz.

17 Mayıs 2026

Hiçbir alanın uzmanı değilim. Sadece bu bitimsiz ama sancılı düşüncelere ve onlara eşlik eden bu engin ama nemli duygulara sahibim.

13 Mayıs 2026

Hayat, içimde bir şeyleri sürekli yerinden oynatıyor. Bu tepkisiz kalamayışım - bunun yoruculuğunu inkâr edemesem de - beni birçok olumsuzluktan koruyor.

7 Mayıs 2026

Kuşlar ve onlara yuva olan ağaçlar – ne güzel bir gerçeklik.

5 Mayıs 2026

Bunca kitap, bunca makale! Okudukça okumaya, onca görüşü, fikri, teoriyi tartmaya çalışırken, zihnen yoruldum – ve kendi sesime uzak düştüğümü fark ettim.

3 Mayıs 2026

Rüzgar, bulutları sürükledi; bulutlar göğün yüzünü değiştirdi, birdenbire her şey başka bir şekil aldı, alışagelen askıya alındı, yer ve gök hüznüme hitaben hizalandı.

1 Mart 2026

Şiir, belirsizliğin yarattığı tedirginliği hemen dağıtmaz, sarsıntının dönüştürücü imkânını açık bırakır; her türlü çerçevenin dışında durarak anlamı sıcak tutar, demler, derinleştirir.
Şiir olmalı: açıklamasın, açılsın diye insan.

27 Şubat 2026

Sıradan insanlar olarak savaşları önleyecek güce sahip olmadığımızı kabul etmek bizi çaresiz bırakabilir. Elimizden bir şey gelmez. Kınasak dahi vicdan rahatlamaz. Ama neticede her birimiz bu vahşi çağın tanıklarıyız - ve tanıklığın en temel yükü, görülen şeyi yok saymamaktır. Uluslararası hukuku çiğneyen ve insanlığı ayaklar altına alan her türlü kötülüğe hiçbir zaman alışılmamalı.

2 Şubat 2026

Oturmaz bazen, bükülür durur kelimeler. Ne tam içerdedirler, ne tam dışarda, ayakta kalır bazen kelimeler.

15 Ocak 2026

Beş yüz yaşındayım ve etkileniyorum hâlâ ve hunharca!

24 Kasım 2025

Bireysellik fikri, Aydınlanma Çağı’nda özgürleştirici bir vaat taşıyordu. Fakat modern kapitalizm bu vaadi kendi işleyişine göre yeniden biçimlendirdi.
Bugün bireysellik çağrısı yapıldığında, gerçekte söylenen şudur: "Birey ol, kendin ol – ama sermaye düzeninin çizdiği sınırlar içinde!"

21 Kasım 2025

Kutsal ve dokunulmaz şeyler vardır, ne var ki kapitalizm böyle bir alan bırakmaz, her şeyi ticaretleştirmek, ürün hâline getirmek ister, – bunun için her şey mübahtır: artık ağaç da ezilir, insan da; kâr odaklı bir faydacılık anlayışının egemen olduğu böylesi bir düzende, hırs da arsızlaşır, utanma duygusu da körelir.
Birçok adaletsizliğin ve yıkımın arkasında bu sermaye merkezli zihniyet yatar.

15 Kasım 2025

"Evrende yaşamın ortaya çıkışı kader mi, yoksa bir tesadüf eseri mi?" sorusu ikili bir mantığa dayanıyor ve temelde yatan yalın bir düzlemi gözden kaçırıyor.
Önemli olan, yaşamın tesadüf mü yoksa ilahi bir yazgının sonucu mu olduğu sorusuna bir cevap bulmak değildir; evrenin, yaşamı mümkün kılan koşulları kendi içinde taşıyor oluşu zaten kendi başına çarpıcı bir özellik değil mi?
Dolayısıyla evren, yapısı gereği, yaşamın ortaya çıkmasına 'izin' verir, olanak sağlar: zaman ve mekânı, madde ve elementleriyle - kısacası, yaşamı mümkün kılan doğa yasalarıyla.
Bu yaşam-olasılığı, evrenin içkin bir parçasıdır; bu mümkünlüğün kendisi başlı başına ontolojik bir vurgudur ve aşkın bir varoluş gücüne işaret eder.