Menü Schließen

1 Mayıs 2026

Modern bilim, evrenin gizemini çözemedi, onun neden var olduğunu açıklayamadı; yalnızca evrenin içinde “olup bitenlerin” nasıl işlediğini gösterdi: ölçtü, hesapladı, sınıflandırdı, deneyledi, modelledi. Ama “Neden hiçbir şey değil de bir şey var?” sorusuna, yani o en temel soruya, cevap bulamadı. Böyle bir gâyesi de hiç olmadı aslında. Nihayetinde bilim, varlığın niçin var olduğuna değil, var olanların nasıl işlediğine bakar; varlığın kendisiyle ilgilenmez, onu zaten verilmiş sayar.
Peki buna rağmen bilim neden hakikatin tek taşıyıcısı ilan edilir?

Modern bilim, özellikle teknolojide ve tıpta elde ettiği başarılarla, ölçülebilir olanın daha gerçek, kanıtlanabilir olanın daha hakiki, işe yarayanın daha değerli olduğu anlayışını besledi.
Bu anlayış, kapitalizmle oldukça uyumludur – öyle ki bugün bilim ile kapitalizm iç içedir: kapitalizm bilimi fonlar; bilim de bu finansman ilişkisi içinde sermayenin hizmetine girer.
Felsefenin gözden düşmesi, bu sürecin doğrudan bir ürünüdür.

Önceki sorumuza tekrar dönelim: bilim neden hakikatin tek taşıyıcısı ilan edilir? Çünkü bilim 'işe yarar': hastalıkları tedavi eder, atomu parçalar, uzaya araç gönderir.
Aslında bilim, hakikatin tek taşıyıcısı olduğu için değil; modern çağ hakikati ölçülebilirlik, kanıtlanabilirlik ve işe yararlık üzerinden tanımladığı için böyle ilan edilir.
Bugünün dünyasında hakiki olan, işe yarayandır. Fakat bu bir indirgemedir; pragmatist-pozitivist bir hakikat anlayışıdır. Sırf işimize yarıyor diye, bilim, neden hakikatin temsilcisi olsun? Bu her şeyden önce bencil bir dünya görüşüdür.

Elbette şunu da göz önünde bulundurmak gerek: hakikat huzursuz edici ve belirsizlikle doludur; o yüzden kaçınır insan hakikatten, – ve daha da vahimi: onu rahatlatan, ona fayda sağlayan şeyi hakikat sayar. Ve bilim, gördüğümüz üzere, fayda sağlayandır.
Fakat böyle bir anlayış, başkalarını da aynı ölçütle değerlendirir: faydaları, yani işe yararlılıkları üzerinden. Bu, insanı kendisinden ve kendi doğasına yabancılaştırmaz mı? Ve faydacılık, bu bakımdan, bir aldanma şekli değil midir? O hâlde mesele, aldanıp aldanmamak değil; aldanışın niteliğidir. Belki de asıl önemli olan, doğru şekilde aldanabilmektir hayata.