Ünme = övme demektir. Düşünme kelimesinin içinde saklıdır. Düş-ünmek.
Düşünmek düşü över, düşü çağırır, düşün içine düşürür.
Çocuksu gözlerle baktım hep dünyâya, zihnimin kuyularında ip atladım, bir gün o ipe takıldım, ipler ruhuma dolanıverdi, ruhum da gerçekliğin çıplaklığına.
Tanrı, bir düş mühendisidir.
Görmezden gelinen yaralar yuva yapar, inhilâl ederler insanın ruhunu.
A b c d e f g h i j k la-la-lala-la m n o p q r s t u v w x y z.
Günaydın, ey mâvi dünya!
Sonsuzluğun cilvesi: Evrenin her bir noktası, onun merkezidir.
Düşünce ile kalem arasında daima bir ihtilâf vardır.
Yıldızların ihtişamı, mesafelerinden gelir.
“Bizden nasıl bu kadar uzakta olunabilir! Bu denli dışımızda!” diye mırıldanır gözleri parlayan çocuk.
Felsefe, toplumsal etkisini kaybetmiş, ehlileştirilmiş bir disiplin olarak üniversitelerin koridorlarında artık tehlikesiz bir varlık sürdürmekte. Felsefe, salt akademik faaliyete indirgenmiş, profesörlerin eline düşmüştür – bu nedenle sanatsal kimliğini de yitirmiştir.
Dışarıdan görünen dış yüz: Zevahir. Keşfedilmeden yargılanmış iç yüz: Dilhun.
Yabancı bir gezegene ayak basmışcasına tanıyamadığım bir duyguyla karşılaştım: Neşe.