Sartre'a göre yaşamımız ve varoluşumuz anlamsızdır; seçimlerimizle ancak anlam kazandırmaya çalışırız.
Ama bu tam olması gerektiği gibi değil mi? Neden hazırda bulunan bir anlama konmak isteyelim? Ben kendim inşa etmeyeceksem, kendi anlamımı hayal edemeyeceksem, bir düşe aldanamayacaksam, ne içindir ki yaşam? Öte yandan "Ama tam da bu özgürlük bir yüktür" diyor Sartre. Yani diyor ki: "Seçmek zorunda kalmak, anlamı kendin inşa etmek zorunda olmak bir sorumluluktur ve bu sorumluluk bir yüktür". Doğrudur, ama ben bu seçme özgürlüğünü, altında ezildiğim bir yük ya da sorumluluk olarak değil, her şeyden önce bir mucize olarak algılıyorum. Hayatta olmanın bir büyüsü var - ve ne kadar karanlığa batmış olursam olayım, bu büyüyü hissetmekten kendini alıkoyamayan bir şey var içimde.