Menü Schließen

10 Mart 2024

Çocukken yıldızları seyretmek için evin çatısına çıktığım zamanları, bu ışıldayan semânın içindeki gecelerce kayboluşumu özlemle hatırlarım.
Gökyüzüne duyduğum bu büyülenme daima canlı kaldı içimde, ve, geçen zamanla, bunun ötesine geçip karşı konulmaz bir merâka, ebedî bir arayışa dönüştü. Sorduğumdu kendime: Bunca yıldızları içinde barındıran evren sonsuz mudur? İçine doğduğum tüm bunların yaratılış sebebi nedir? Hakikat nedir?
Böylelikle, bir gerçek uğruna, bilincimin ve ruhumun gizli bölgelerini keşfetmek için karanlığa ışık tuttum, o mühürlü kapıları araladım, açtım, içeri girdim. Fakat gördüklerim karşısında sarsıldım.
Ağırdı hakikatin bedeli.
Varlığın dibini kazırken, kazdığım kendi kuyumdu. Ne kadar irdeler, ne kadar oymaya çalışırsan hakikati, bir noktadan sonra geriye gerçeklik diye bir şey kalmıyor, değerler ve anlamlar yitip gidiyor, bir uçurum açılıyor ve içine düşüyorsun.
Yaşamayı bundan sonra hâlâ mümkün kılabilmek için, kendi gerçekliğimi yeniden inşâ etmek, inşâ ettiğim şeye en başta inanmam gerektiğini biliyordum.
İnanmak - kilit sözcük buydu, tüm mesele buydu. Tutunmak için inanmak.
Ama inanmak için de aldanmak gerek.
Aldanmak - ne zor bir şey bu: hayata aldanmak, bir Tanrı'ya aldanmak - ruhum hep isyankar.
Ruhum, gerçek diyebileceğim ve hissedebileceğim bir şeye aç ve öylesine muhtaç ki. Tüm kaygılarım bundan, kıvranışlarım, endişelerim, bu can acıtıcı kimsesizlik hissi.
Şimdi uçurumların ve ölümlerin ustasıyım, iyi tanırım deliliğin kıyılarını, - varlık ile yokluk arasında sarp diplere daldığım kadar yükseklere tırmanmışlığım var, bundandır ruhumun iki rengi: bir toprak, bir yıldız tozu, - bilinsin ki: uçların gezginiyim ben, uçlarda bulmak için, bilip de, o en büyük, o en acı olanı, bilip de yaşamak, bir şiir uğruna.
Kimsesizliğin ikliminde ruhumun sâdık müdâvimleriydi hep bulduğum: tirşe gözlü zebâniler, düşlediğimdi onların şiiri, bana bir umut olarak geri dönsün diye, beş dizeye bölmüş varlığım böylesi hâl-i pür melâl:
İnsansız nedir zaman,
zamanın bilinciyle
hüznü doğuran
değil mi insan?
Unutmalı, unutmalı zamanı —