Sürü-insanın karşıtı vardır. Toplumların yapaylığını doğal bir şekilde sezen, içinde bulunduğu düzenin patolojik havasını duyumsayan, toplumsal dayatmaları geride bırakabilmiş kişilerdir bunlar.
Böylesi ruhlar nâdirdir, insanlar arasında görünmezler, uçurumlarda gizlenen bir mücevher, bir kelebeğin kanatları kadar hassas, rüzgarda savrulan bir yaprak gibi korumasız, ama dalgalar kadar güçlü, renkler kadar parlak, bir umut gibi aydın, yine de batmaya her an meyilli ve müsaittirler, - her yöne açık ufuk ve bilinçle küçük bir sonsuzluk taşır bu derin ve özgür ruhlar içlerinde; – ruhları gibi, acıları gibi – sonsuzdurlar.
Ne yalnızlık onları devirir ne de sürgün.
Bu özerk ve seçkin ruhlar, varoluşun dehşetini görme cesaretine sahip olmuş, anlamsızlığını göğüsleyebilmişlerdir. Anlamsızlığı kabul ve tahammül ederek, bu yüce dürüstlüğün örneğini vererek, yürekli gözlerle, güçlü bir kalple, hiçliğin gerilimini kaldırabilecek bir ruh ve bedenle, perdenin arkasına, zamansızlığa adım atmışlardır.