Anımsamanın hüzünlü bir vakti varsa, işte o vakit anımsıyorum benden kopuk olanı.
Ben yazmasam,
kim mütercim olacak kendi ruhuma?
Kendimi tanıdığım gibi
kim tanır beni -
benden gayrı kim ulaşır kendime?
Ama kim, kim bu Benlik?
Bir ödünç - kendimden bana.
İnsan ne kadar cok farkındalığa sahip olursa, hiçliğe de o derece yakın oluyormuş.
Evet, bunu öğrendim!
Oysa ne diyordu soylu Nietzsche?
»Hep korktuğum yerde artık arzu edeceğim. İnsan, uçurumunu sevmeyi en son öğreniyor.«
Uçurumunu sevmek,
uçurumun kendisi olmayı şart koşar.
Öyleyse söyle:
Kendini sevecek misin? –
Şimdi Tanrıların dilindeyim - kaybolmuşluğumla!
Bana dokunmadan - seyrediyorlar,
ruhumun sivri telleriyle
nasıl boğuştuğumu,
nasıl kanadığımı.
Tanrıların sessizliği ne acımasız!
Ah, keşke arzulasaydım,
önemseseydim dünyasal olanı,
yapışsaydım varoluşun boynuna,
âşıklar gibi,
bir gözüm kör,
bir gözüm hırslı!