Ölüm, gerçek olandır. Ama hayat da gerçektir. Hayat olmadan ölüm olur muymuş?
Hayat gerçektir - gerçek bir rüyâ.
Hayat: İnsanın fazla ciddiye aldığı bir rüyâ.
Ciddiyet, bir anlamlandırma çabasıdır.
Anlam, yanılgıya muhtaçtır.
Hakikat, anlamlara gereksinim duymaz.
Yanılsamalara karşı bağışıklığı olan insan ya melankoliye ya da öfkeye düşer.
Melankoli, duyguların en soylusudur.
Öfke: diri tutar insanı, sonra da tüketir.
Tanrılar da öfkelenir mi?
Benim inandığım Tanrı dans eder, felsefe yapar.
Tanrı'ya inanıyorsam, korkularım azalsın diye değil.
Ne bir kurtarıcı ne de bir sığınaktır Tanrı benim için.
Tanrı, ne iyi ne de kötü, kategori dışıdır ve hiçbir tasvire sığdıralamaz.
Tanrı, görebilene, her yerdedir.
Tanrı, doğanın dışında olan bir töz değil, onun içkin parçasıdır.
Doğanın ebedî yasası: devinim ve değişim.
Evrende her şey her an hareket hâlindedir.
Evren: Ahenk.
Evren, insanı vâr ederek ne amaçlamıştır? Hiçbir şey. Ne vâr olduysa vâr olduğu için vâr olmuştur.
Sonsuzluğun cilvesi: evrenin her bir noktası, konum farketmeksizin, onun merkezidir.
Sonsuzluk: Ruh.
Ruh: Tanrı.
Ruhuma yakınlaşmak, onu açığa çıkarmak için yazıyorum.
Ruhumu dalgalarca kuşatanı kaleme almasam, her an ölecekmişim gibi hissediyorum.
Ah ruhum, zarif, rüveyde ruhum, ayartamayacağım bilinçaltımın kıvrımlı sesi, nasıl da hassas, sen, nasıl da öfkeli, böylesine doyumsuz, böylesine çocuksu ve korkusuz.
Ne yazıyorsam, ruhumun seslerini kaydetmek için yazıyorum.
Yazmaya, yazmak için yalnızlığa muhtâcım.
Yalnızlığı seviyorum.
Ruhumu seviyorum.
Ruhumu ancak şiir kurtarabilir, bâzen de kulaklığı takıp bir başıma dans etmek.
Şiir, özgürlük demektir.
Poésie, c’est l’infini.
Bir şair gibi yaşamak istiyorum.
Müziğin ruhuma sırdaş saydığım melodileri var.
Nasıl yaşanırdı müzik olmadan?
—