Mutsuz olduğumuz yahut ruhsal bir krizin içinde bulunduğumuzda, bize yöneltilen klasik öğütler vardır, mesela şunun gibi: "Hayata, insanların içine karışmalı, sosyalleşmelisin."
Mutlaka ki iyi niyetle verilmiş bir öğüttür, fakat olduğunca yüzeysel, aslına bakıldığında bize şunu demektedir: "İçinde neyle savaştığın fark etmeksizin onu hemen bir kenara bırak, hatta görmezlikten gel, toplumun bir parçası ol ve mutluluğunu dışsal olanla bağımlı hâle getir."
Görüldüğü üzere içimizde gerçekten ne olup bittiyle pek ilgilenmeyen bir öğüttür.
Üstüne üstlük iyimser öğüt adı altında bize belli bir yaşam tarzı ve dünya görüşü dayatılmaya çalışılır.
Eğer bu tarz öğütlere uyup onları uygulasaydım, içinde bulunduğum ruhsal krizin gerçekten üstesinden gelmeyi sadece ertelemekle kalmaz, kaçınılmaz bir şekilde derinleştirir, ya da kendi ruhuma ilişkin olası keşifleri sonsuza dek kaybederdim.
Mutlaka ki bu tarz nasihatlara uyup kendini daha iyi hisseden insanlar olacaktır.
Gelgelelim geçici çaredir bunlar.
Ruhunuzda olup bitenleri bilinçli bir şekilde görmezden gelir, içinizdeki acıyı unutulmaya yüz tutturma çabasına girişir ve bunda başarılı oluyorsanız, o vakit ruhunuza ve onun olanaklarına her zaman yabancı kalacak ve nitekim bu, sizi kendinizden yabancılaştıracaktır.